Uzm. Dr. Mehmet Arslan


Din de Devlette Allah'ın

Devlet de aslında Kur'an da; güç, insan kaynağı, güç kaynağı, mali kaynağı bir yetki, donanım vesair olmasın diye geçiyor


" Allah'ın verdiği o mallar;  içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir devlet  olmaması içindir." ( Haşr/7 )


Bunun öncesinde Allahu teala ayetin önünde hemen, Allah'ın verdiklerinin paylaşımından bahsediyor. Paylaşımıyla alakalı ilahi yasadan, ayetten, Allah'ın yazdıklarından bahsediyor. Bu devlet olmasın diyor. Zenginler arasında olması mümkün. Yani bu Allah'ın verdiği nimetler tekelleşmesin. Zenginler arasında bir devlet olmasın diyor. Devlet de aslında Kur'an da;  güç, insan kaynağı, güç kaynağı, mali kaynağı bir yetki, donanım vesair olmasın diye geçiyor. Zenginler arasında, ganiler arasında ve Alak suresinde hemen bununla alakalı müstağni tabiri geçiyor. Devlette aslında Tuğyanileşmenin sebebidir ve Tuğyanileşmenin sebebi olarak orada bundan bahsediliyor. Alak Suresi'nin hemen başında. Müstağni; çok zenginlik isteyen, artık bu konuda aşırıya giden, o malları hortumlayan, sömüren şirketler, devletler, bireyler, kurumlar ne derseniz deyin. Öyle ki Allah bu nimeti kime verdi? Paylaşın diye halka verdi. Halka. Ama  oradan oraya gitmesini engelleyen araya parazit yapıp, kaynak yapıp onu cebellezi yapan, hortumlayan, sömüren küçüğünden devasa büyüklerine kadar bir anlayışın adıdır. Ondan sonra tuğyanileşiyor,  yasakçılaşıyor. Niye? Çünkü o edindiği güç, o çaldığı güç onu müstekbirleştiriyor. Kendini ululamaya başlıyor. Allah'a karşı, hakka karşı ve halka karşı küfretmeye, nankörlük etmeye, sövmeye başlıyor. Ükelalaşıyor, küstahlaşıyor. Kabaca küstah hırsız oluyor.Yavuz hırsız diyoruz ya, onun daha da ilerisi, küstah hırsız. Hem  çalmış, halkın malını halktan izinsiz tamamen sahibi hak, Rabb'i Allah indirmiş ukdesine, o ise konmuş o mala, konmuş sermayeye, yer altı yer üstü zenginliklerine, hatta devlet gücüne, o güce, mali güce, o yetkiye konmuş. Bir de o yetkinin kaynağına karşı bile bir küstahlaşmada bulunuyor. O kaynağa karşı onun Rabbine karşı şu işe bak. Böyle bir çarpıklık, böyle bir çarpık anlayış.  

İşte bu olmasın diye Allah ayetler indiriyor. İnen ayetler nedir? Din. Peki bu kontrolden çıkan nedir? Devlet. O zaman din ne oluyor? Bakın. Din devleti tanzim eden bir nizamdır. Din eşittir Devlet nizamidir. Hem din hem devlet Allah'ın nimetlerini halka ulaştırmanın yoludur. Bütün dinin ayetleri aslında insanların menfaatinedir. Allah'tan bilgi olarak, donanım olarak, teknoloji olarak, fiziki aletler,  biyolojik ayetler, sosyolojik cemiyet ayetleri, iktisadi ayetler, bütün hepsi Allah'ın kullarına nimetidir. Nimet her tarafta var ama o nimeti daha güzel kullanabilmenin reçetesi, talimatı o daha büyük nimettir. Işte din bu açıdan halka hizmettir. Başka türlü hizmetler de düşünülebilir ama aslolan,  dinin asıl maksadı; halka bu ana hizmeti vermektir ve devlet de halka hizmetin bir aracıdır. Din de devlet de; Allah'tan kullarına bir hizmet aracıdır, bir nimeti ulaştırma aracıdır. 
Bu kadar sade yalın olarak din ve devlet bunlar  birbirinden ayrılmaz etle kemik gibidir. Bakın şu anda bedenimizde kemikler var ve iskelet olmazsa bir et yığıntısı halini alir, kendini imha eder, damarlar birbirini tıkar. Allah onu öyle sergilemiş ki öyle asmış ki, tutturmuş ki iskelete yani dolaşım, her türlü şey derinin kendi içinde tıkır tıkır yürüyor, çalışıyor. İskeleti kaldır hiçbir hareket olmaz, hiçbir şey olmaz. Hatta vücut kendini öldürür.

Dolayısıyla dinsiz devlet kendini öldürür. Yaşayamaz. E nasıl oluyor peki? İzah edeyim. Nasıl ki; etsiz;   kemikte, kuru iskeletle olmayacağı gibi , dinde devletsiz olmaz. Onun halka ulaşım noktaları, teşekkülü, teşkilatı, organizasyonu yoksa o da bir şey ifade etmez. Bunlar birbirinden ayrılmaz et ve kemik gibidir. Hatta din; iskelet nizam, devletse onun çalışmasıdır, işleyişidir. Bu kadar basit ve her ikisinin Rabb'i kimdir? Dininde, devletinde, Rabb'i Allah'tır. Din doğrudan O'ndan geliyor. Devletse Allah'ın yarattığı halkın oluşturduğu kendi menfaatlerine hizmet etsin diye oluşturdukları bir teşekküllü organizasyonlar.      Peki  sorun ne? Sorun müstağniliktir. Bu araya Allah'la hakla, halk arasına giren bir parazittir. Bir zamanlar din adamları, daha da çok devlet adamları hatta din adamlarını bahane eden devlet adamları gibi. Din adamları bazen yalıtkan, bazen iletkendir. Allah'ın yasalarını bazen iletir, bazen iletmez. Ama devlet adamları çoğu kere arayı tamamen keser.  
 

Şu anda öyle değil mi? Tamamen yalıtkan, tamamen yaratıcıyı yok sayan yani al birini vur ötekine misali gibi öylesine bu insanlığın can damarının kesilmesidir. Devletin;  Allah'ın kontrolü dışına çıkması,  dinin hak dinin kontrolü dışına çıkması durumunda   ne olacak? Devletler dinsiz kalır mı? İmkanı var mı? Ya bu;  hak dine göre şekillenir veya o devlet kendi dinini üretir. Hiçbir devlet dinsiz değildir. Bakın bunlar çok asli,  Kur'ani orijinal kelimelerdir. Hiçbir insan dinsiz değildir. Hiçbir devlet de dinsiz değildir. Hatta devletlerin anayasalarındaki o mukaddime Işte rejimi şudur, devletin temeli budur,  şu ilkelere dayanır, şu milliyetçiliğe dayanır diyedir. Hatta beri gelindiğinde, bunların değiştirilmesi bile teklif edilemez.  
Bakın Allah kullarına illa bana kul olun demiyor, dinlerini değiştirmelerine bile müsaade ediyor. Tek hak sahibi kimdir? Allah'tır. Yaratan O'dur. Ona rağmen  o gün sadece diyor  ama bu aygıtı, bu aracı Allah'tan kulları aleyhine çalanlar deyişine açık değil. Dağdan iniyor böyle açık değil. Bu birçok yerde böyledir. Birileri açıkmış gibi yapar ama iş ciddiyete binince öyledir. 
Bu Batı böyledir bakın. Öyle bir faşizmleşir ki, bakarsın kendince sosyalist ama öyle bir faşizm var ki;   bazıları da bunu açık açık söyler. Öyle doğma  değiştirilemez. Nasıl diyor ya? Sen bir defa yetkisizsin. Bu nimet;  haktan halka emanet. Sen kendi hakkını al, çekil hepsine koy, ondan sonra da bu sistem değiştirilemez. Yani düşmanlık sistemi, hırsızlık sistemi, yobazlık, bağnazlık, doğma adı üstünde değiştirilemez sistem böyle bir anlayış, sıkıntı budur. Dünyanın özelde de, bizde de en büyük sıkıntısı budur. 
Bunun doğru anlaşılması şu Kur'an ayında,  şu Furkan ayında, aydınlanma, bilinçlenme ayında bunun bahsedilmesi lazım. Hatta hülle yapıyorlar. Devlet dinsizdir. Hee. Niye bu? Aslında biliyor musunuz? Allah'ın diniyle devleti ayırıp çalmak için. Onu karıştırmamak için peki ya senin ki? Bu din değil falan. Hülle var ya hülle yani hile, hile. Halbuki ona evet, o;  bakın dinleyin o batıl din Hak din değil. Sen hak dini uzaklaştırıyorsun. Hak dinin  adı bile konmamış adeta merdiven altı veya bir yerde afedersin piç konumunda. Onu katmiyorsun kendininkini hakim kılıyorsun. Ha bu din değil falan. Eee onu hiç karıştırma o zaman. Hak dini karıştırmıyorsan böylesine bir hileyle kendininkini hiç karıştırma. Şu anda insanlar bu şekilde asırlardır oyalanıyor. Asırlardır hayatları yani hakikatten kopuk bir şekilde. Allah'tan kopuk bir hayat olabilir mi? O hayattan ne çıkar? Fitne, fesat, kaos, kriz, fakirlik, fukaralık, açlık, yoksulluk, perişanlık çıkar. Öyle oluyor zaten dahası gök kubbe onların üzerine yıkılır. Helaklar, felaketler birbirini takip eder. Sosyal felaketler, başka türlü felaketler  daha da önemlisi gelecekteki felaket.
Biz burada hazır tüketiyoruz. Hazır, hazır. Geleceğe hazırlanmak için buradayız. Öyle hale geliniyor ki gelecek tamamen unutuluyor, ihmal ediliyor. Günü, cepteki hazır günü kurtaramıyorsun. Niye? İşte bu sebeplerden, bu sıkıntılardan. Dolayısıyla bunlara bir neşter vurmak lazım.  
Hiçbir devlet dinsiz olmaz. Hiçbir birey dinsiz olmaz. Ha hak din değil de batıldır. Öyleyse bu bilinçle, bu ayda bilinçlenerek, aydınlanarak şuurlanarak, farkındalıkla Ay'ı da bitiriyoruz. Bunu yaygınlaştıralım. Bunu yayalım ki tek başımıza biz ne kadar doğru düşünsek bile çevremizdekilerde böyle düşünmedikçe yetersiz olur. Öyle ya fitne aslında İslamsızlıktır dinsizliktir. Işte bu fitnedir, devlet kitlesidir. En büyük fitnedir. Cemaatle ibadet nasıl bireyselden kat kat üstünse dolayısıyla devlet dini de bireylerin dininden o kadar müspet veya belalıdır. Bunları aşmak için işte şu mevsimde bilgilenmek, aydınlanmak, donanmak ve bu konudaki bilinci yükseltmek, çevremize yaymaktır. Çevremizde fitne olduğu zaman fitne sadece zalimlere sirayet etmez. Şu dünyada fitne herkese ulaşır, bulaşıcıdır. Virüsten daha çok bulaşıcıdır. Öyleyse geçen yaşadığımız virüste nasıl dikkat ettiysek sadece kendimize değil, çevremize de. Burada da dolayısıyla çevremizin de ıslahına, İslam'ına, imanına bu bilgilerle, şu donelerle böyle hazır  bilgileri yaymaya çalışalım. 
Allah'ı  karıştırma haşa. Veya işte din;  devlete karışmasın. Öyle bir şey yok. Tamamen şeytani bir argümanlarla olayın önünü 
alma taktikleri. Hile hurda. Bunlara itirazlarımızı yapalım. Şu doğru donanımla, doğru farkındalık, doğru bilinçlenmeyle bunları yayalım, neşredelim. En azından hazır şunları paylaşalım ve bunlar yayılsın. Çoğalsın ki önümüz açılsın. Önümüzden çekilsinler. Trafik açılsın. Biz de önümüze bakalım...